Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Üyelik Sıfatı Sona Erdikten Sonra Şirketle Rekabet Etmeme Yasağı

Türk hukukunda anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için rekabet yasağı, TTK m. 335’de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almadan şirketin konusuna giren ticarî işlem türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticarî işlemlerle meşgul bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez.

  

Buna karşılık, üyelik sıfatı sona eren yönetim kurulu üyelerinin şirketle rekabet etmeme yasağının olup olmadığı konusunda pozitif bir düzenleme mevcut değildir. BK’nın 348. maddesine göre hizmet akdinin sona ermesinden sonra bir süre daha işçinin işverenle rekabet etmemesi kararlaştırılabilir. Ancak bu hüküm anonim şirket yönetim kurulu üyeleri için geçerli değildir. Zira yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasındaki sözleşme, özel bir hüküm konulmamışsa, bir vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilmektedir. Oysa bir yönetim kurulu üyesi, işçiye nazaran şirketle daha fazla özdeşleşmektedir ve şirketten ayrıldıktan sonra onunla rekabet etme imkânı işçiye göre daha fazladır.

      

Bu nedenle, şirket bakımından, üyelik sıfatı sona eren üyenin, kendisi ile rekabet etmemesi çok daha önemlidir. Şirket içindeki konumu nedeniyle şirketin sırları hakkında yakından bilgi sahibi olan kişilerin, bu bilgileri, üyelik sıfatı sona erdikten sonra da kötüye kullanarak şirkete zarar vermeleri mümkündür. Bu nedenle bu çalışmada, üyelik sıfatı sona eren yönetim kurulu üyeleri için rekabet yasağının gerekliliği ve bu yasağın RKHK m. 4 f. 1 , BK m. 19 f. 2 ve  m. 20 f. 1 hükümleri açısından sınırları incelenecektir.

REKABET YASAĞININ HUKUKÎ NİTELİĞİ VE AMACI

      A. Hukukî Niteliği

      

Anonim şirket ile yönetim kurulu üyeleri arasında bir sözleşme bağı vardır. Sözleşmenin niteliği taraflarca serbestçe belirlenebilir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket karşısındaki durumu hakkında sözleşmede herhangi bir hüküm konulmamışsa, bu sözleşme bir vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilebilir. Unsurları gerçekleştiği takdirde taraflar arasında bir hizmet sözleşmesi de mevcut olabilir.

          

Bu iki sözleşmede de vekil ve işçinin, güven ilkesinin bir sonucu olarak üstlendikleri işleri sadakat ve özenle yerine getirme borçları vardır. Sadakat borcu geniş bir yükümü ifade eder. Bu borç, ortak amaca ulaşmak için elden gelen gayreti fiilen göstermeyi, müşterek amacı engelleyici her türlü davranıştan kaçınmayı, ortak amaca uygun davranmayı, şirkete zarar verici eylemlerden kaçınmayı ve kendi menfaati ile şirket menfaati çatıştığı takdirde, kural olarak kendi menfaatini şirket menfaatlerine feda etmeyi gerektirir. Türk Ticaret Kanunu’nun 335. maddesinde düzenlenen rekabet yasağı da bu borcun görünümlerinden biridir.

 

Ticaret Kanunumuzun, yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağına ilişkin düzenlemesi emredici değildir. Bu nedenle yasak, esas sözleşme ile veya daha sonra genel kurul kararı ile kaldırılabilir veya sınırlandırılabilir. Rekabet yasağının genişletilmesi de mümkündür. Şirket esas sözleşmesi veya genel kurul kararı ile kanunda belirtilen işler dışında başka işlerde çalışmanın yahut başka görevlerde bulunmanın yasak olduğu öngörülebilir. Ayrıca kanunî rekabet yasağının, yöneticilik sıfatı sona erdikten sonra da belli bir süre devam edeceği kararlaştırılabilir.

      

Ancak rekabet yasağı, genel bir hürriyet olan ticarî faaliyet hürriyetine getirilmiş bir sınırlama olduğuna göre, bir şirket, yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağı kapsamını aşırı şekilde genişletemez. Aynı nedenle rekabet kurallarının dar yorumlanması gerekir. Bu itibarla, somut bir olayda, rekabet yasağının bulunup bulunmadığını tespit ederken, fiil ve davranışların TTK’nın ilgili maddelerine göre rekabet yasağına aykırı olup olmadığı hususu titizlikle incelenmelidir.  

B.  Amacı

      

Rekabet yasağının amacı, şirket içindeki konumu nedeniyle şirketin sırları hakkında yakından bilgi sahibi olan kişilerin, bu bilgileri ve sahip oldukları yetkileri kötüye kullanarak şirkete zarar vermelerini engellemektir.

 

Çok hızlı değişen ve gelişen bir ekonomide, şirket sırları her zaman önemlidir. “Şirket sırrı“ kavramı, öğretide genellikle şirketin iş sırları ve fabrika sırlarını içeren bir üst kavram olarak kullanılmaktadır. İş sırları, ticarî niteliklidirler. Müşteri çevresi, müşterilerle yapılan sözleşmeler, reklam fikirleri, yatırım planları ve fiyat tahminleri vs. iş sırlarındandır. Buna karşılık, fabrika sırları ise, üretim biçimleri, üretim süreci, bir makinanın konstrüksüyonu, patent bilgileri gibi işletmenin teknik alanı ile ilgili bilgilerdir.

 

Şirket sırrı kavramı, aynı zamanda şirketin üçüncü kişilerle ticarî işlem yapma imkânları ile ilgili bilgileri de kapsar. Ticarî işlemin yapılıp yapılmaması konusunda henüz bir karar verilmemiş ise, bu konudaki bilgilerin gizli tutulması, şirket için büyük önem arz eder. Çünkü, ticarî işlemin yapılmasına kadar bu konudaki görüşmelerin kimseye açıklanmaması gerekir. Aksi takdirde, rakip bir firma, görüşmelere katılıp işlemi kendi adına yapabilir.

 

Şirketteki konumu nedeniyle şirketin bütün sırlarını öğrenme imkânı olan bir yönetim kurulu üyesi, bu sırlar sayesinde şirketle olan rekabet mücadelesinde özel bir avantaj sağlar ve bunun sonucunda şirketle rekabet eden, ancak şirket sırlarını bilmeyen diğer rakiplere oranla şirkete daha fazla zarar verebilir. Şirketin ekonomik gücü, üyenin kendisiyle rekabeti nedeniyle zayıflarken, üyenin  konumu, piyasada sadece kendi şirketine karşı değil, aynı şekilde aynı alanda faaliyet gösteren piyasadaki diğer katılımcılara karşı da güçlenmektedir. Bu durum, dürüst ve gerçek bir rekabetin ortadan kalkmasına sebebiyet verir. Bu nedenle, şirketle rekabet eden bir üyenin, şirkete bu suretle vereceği zarar ile bu üyenin şirketteki konumu ve dolayısıyla şirket sırlarına vâkıf olması  arasında doğrudan bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz.

III.  ÜYELİK SIFATI SONA EREN YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ŞİRKETLE REKABET ETMEME YASAĞI

    A.  Yasağı Gerektiren Nedenler

    

Kanun koyucu, bulundukları konum gereği şirketin ticarî faaliyetleri ve sırları hakkında bilgi sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin, şirketle doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde ticarî rekabette bulunmasını, öngördüğü rekabet yasağı düzenlemesi ile engellemeye çalışmış ve şirketin zarar görmesine engel olmak istemiştir. Ancak söz konusu tehlikeler, üyenin, üyelik sıfatı sona erdikten sonra da bir süre daha devam edebilir. Zira, şirketle rekabet eden üye, üyelik sıfatı sona ermeden önce edindiği sırlar ve bilgileri, üyelik sıfatı sona erdikten sonra şirket aleyhine kullanabilir.

     

Örneğin konusu yeni buluşları patent verilebilirlik şartları açısından değerlendirme olan bir şirketin yönetim kurulu üyelerinin üyelik sıfatı sona erdikten sonra belli bir süre daha şirketle rekabet etmemesinde büyük yarar vardır. Zira şirketten ayrılmadan önce elde ettiği bilgiler üyeden geri alınamadığı için, bunların kötüye kullanılması engellenememektedir. Şirketten ayrılan bir üye, ayrılmadan önce şirketle rekabet edecek bir işletmeyi önceden planlayıp bunun için gerekli hazırlıklara başlayabilir.  

  

Şirketten ayrılan üyenin, üyelik sıfatı devam eden üyelerin aksine, şirkete karşı sadakat yükümlülüğünün olmaması, dolayısıyla şirkete zarar verici eylemlerden kaçınmak ve kendi menfaati ile şirket menfaati çatıştığı takdirde, kendi menfaatini şirket menfaatine feda etmek zorunda olmaması da, onlar için sözleşme ile belli bir süre daha rekabet yasağı öngörmeyi gerekli kılmaktadır.

    B.  Yasağın Geçerliliği

    

Türk Ticaret Kanunu’nun 335. maddesine göre rekabet yasağına tabî olanlar, anonim şirket yönetim kurulu üyeleridir. Yönetim kurulu üyelerine yüklenen rekabet yasağı, üyelik sıfatına bağlı olup, kural olarak üyelik sıfatının kazanılması ile başlar ve üyelik sıfatının kaybedilmesi ile sona erer. Ancak Ticaret Kanunumuzun, yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağına ilişkin düzenlemesi emredici değildir. Bu nedenle şirket esas sözleşmesi ile veya genel kurul kararı ile kanunî rekabet yasağının, yöneticilik sıfatı sona erdikten sonra da belli bir süre devam edeceği öngörülebilir.

    C.  Yasağın Sınırları

     Rekabet yasağı, genel bir hürriyet olan ticarî faaliyet hürriyetine getirilmiş bir sınırlama olduğuna göre, bir şirket üyelik sıfatı sona eren yönetim kurulu üyelerine istediği şekilde rekabet yasağı getiremez. Bu kişiler için öngörülecek rekabet yasağı, RKHK m. 4 f. 1 ve BK m. 19 f. 2 ve m. 20 f. 1 hükümlerine  aykırı olamaz.

1.  Yasağın RKHK’nın 4. Maddesi’ne Göre Sınırları

  

Şirketten ayrılan üyeler için öngörülen rekabet yasağı ile, onların şirketle rekabet etmesi önlenmeye çalışılırken, kartel hukuku bu yasakları önlemeyi, dolayısıyla rekabeti sağlamayı amaç edinmiştir.

a. RKHK’nın 4/I. Maddesinin Yasağa Uygulanması

       

RKHK’nın 4. maddesine göre „belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır“. 

      

RKHK’nın 4/I. maddesinin, şirketten ayrılan üyeler için öngörülen rekabet yasağına uygulanıp uygulanmayacağı, bu maddenin unsurları incelenerek saptanacaktır.

aa.  Anlaşma

        

RKHK’nın 4/I. maddesi “sözleşme“ terimi yerine “anlaşma“ terimine yer vermiştir. Kanun’un  gerekçe kısmında yer alan, “Maddenin amacı bakımından anlaşma, medeni hukukun geçerlilik koşullarına uyulmasa bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında kullanılmıştır. Anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının önemi yoktur.“ şeklindeki ifade ve örnek aldığımız Avrupa Birliği hukukundaki uygulama dikkate alındığında, kanun koyucunun anlaşma terimini bilinçli seçtiğini kabul etmek gerekir.

bb. Rekabetin Engellenmesi, Bozulması veya Kısıtlanması

         

Bir anlaşmanın RKHK’nın 4/I. maddesi çerçevesinde hukuka aykırı olarak kabul edilebilmesi için, bu anlaşmanın doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti sınırlama, bozma veya engelleme amacını taşıması veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Üyelik sıfatı sona eren yönetim kurulu üyelerine belli bir süre daha şirketle rekabet etmeme yükümlülüğü getirilmesi de, rekabeti engelleyen bir durum oluşturur ve dolayısıyla RKHK’nın 4/I. maddesine aykırılık teşkil eder.

cc. Rekabeti Sınırlama Amacı veya Etkisi (Potansiyel Rekabet)

          

RKHK’nın 4/I. maddesine göre, bir anlaşmanın yasaklanabilmesi için, rekabeti sınırlama amacı taşıması veya bu etkiyi doğurması ya da doğurabilecek nitelikte olması gerekir. RKHK, AT Anlaşması’nın 81/I. maddesinden farklı olarak, anlaşmanın sadece güncel etkisinin değil, ilerde doğması muhtemel etkisi de dikkate alınması gerektiğini belirterek, potansiyel rekabet olasılığını da açıkça düzenlemiştir . Buna göre bir anlaşma, fiilî etkileri itibariyle rekabeti sınırlayıcı bulunmasa da, ileride rekabeti sınırlayıcı etkiler doğurmaya müsait ise, gene yasaklanabilecektir. Bu nedenle bir üyenin şirket ile rekabet teşkil edecek faaliyetinin, rekabet yasağı sözleşmesinin yapılma anında olması, RKHK’nın 4/I. maddesinin uygulanması açısından şart değildir.

b. Yasağın RKHK’nın 4. Madde Yasağından İstisna Tutulması

        

Yukarıda açıklandığı gibi üyelik sıfatı sona eren yönetim kurulu üyeleri için kararlaştırılan rekabet yasağı, normal şartlar altında (şeklî açıdan) RKHK’nın 4/I maddesinin kapsamına girmektedir. Ancak bu yasağın amacı ve olumlu yönleri dikkate alınarak maddî açıdan 4. madde yasağından istisna tutulabilir. Ancak burada sözünü ettiğimiz istisna, RKHK’nın 5. maddesinde öngörülen belirli koşulların varlığı halinde Rekabet Kurulu tarafından verilen muafiyet kararı ile karıştırılmamalıdır.

İnceleyeceğimiz istisna olayında, şartların oluşması halinde herhangi bir kurumun kararına gerek kalmadan yasak geçersiz hale gelir. Bu konu, Türk hukuk çevrelerinin aksine, Alman hukukunda ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmış ve mahkeme kararları ile de desteklenmiştir.

           

Şirketten ayrılan yönetim kurulu üyesi, ayrılmadan önce öğrenmiş olduğu şirket sırları sayesinde, şirketle olan rekabet mücadelesinde özel bir avantaj sağlar ve bunun sonucunda şirketle rekabet eden, ancak şirket sırlarını bilmeyen diğer rakiplere oranla şirkete daha fazla zarar verebilir. Örneğin şirketten ayrılan bir üye, üyelik sıfatı devam ederken öğrenmiş olduğu şirketin yeni ürün plan ya da reklam kampanyasını hiçbir harcama yapmadan kısa bir süre içinde kendi işletmesinde kullanabilir veya bu planlara karşı kısa sürede tedbirler alabilir. Bu durum, şirketin rakiplerine karşı sahip olduğu rekabet avantajlarını kaybetmesine ve rakipleri ile olan mücadelesinde yeni fikirlerini uygulayamamasına sebep olur. Şirketin rekabet avantajının azalması, özellikle gizli tutulan fiyat indirimlerinde söz konusudur. Rakip firmalar, fiyat indirimlerinden ne kadar erken haberdar olur ve benzer indirimler yaparlarsa, şirketin rekabet şansı da o kadar azalır.

     

Şirketten ayrılan yönetim kurulu üyeleri, ayrıca şirketin üçüncü kişilerle yapacağı ticarî anlaşmaları bilebilecek durumda olduğundan, bunların şirketle rekabet etmeleri durumunda, ticarî anlaşmalarla ilgili görüşmelere katılıp anlaşmaları kendi işletmeleri adına yapma tehlikesi doğar. Şirketin ekonomik gücü, şirketten ayrılan üyenin kendisiyle rekabeti nedeniyle zayıflarken, üyenin konumu, sadece daha önceden yönetim kurulu üyesi olduğu şirkete karşı değil, aynı alanda faaliyet gösteren piyasadaki diğer katılımcılara karşı da güçlenmektedir. Kuşkusuz bu durum, dürüst ve gerçek bir rekabetin ortadan kalkmasına sebebiyet verir. Bu nedenle rekabet düzeninin bütün kurum ve kurallarıyla işleyebilmesi için bazı sınırlamalar hatta yasaklar konulması, teşebbüs hürriyetinin kendi kendini boğmaması açısından doğaldır.

 

Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı, şirketten ayrılan bir yönetim kurulu üyesi, şirketle rekabet ettiğinde, ayrılmadan önce öğrendiği şirket sırlarını kendi özel işletmesi lehine kullanarak şirket karşısında, şirket sırlarını bilmeyen diğer rakiplere oranla daha tehlikeli bir rakip haline gelmekte ve şirketin bu tehlikeye karşı korunması için ona rekabet yasağı getirmekten başka çaresi kalmamaktadır. Şirketin ekonomik hayatını sürdürebilmesi, üyelik sıfatı sona eren yönetim kurulu üyelerinin belli bir süre daha şirketle rekabet etmemesiyle mümkündür.

  

Ancak üyelik sıfatı sona eren üyeler için kararlaştırılan rekabet yasağının, zaman, konu ve kapsam açısından zorunlu olması gerekir. Rekabet yasağı ancak şirketten ayrılan üyelerin, ayrılmadan önce öğrenmiş olduğu şirkete ait sırların şirketle rekabette etkisi devam ettiği süre için kararlaştırılabilir. Örneğin şirketten ayrılan bir üyenin beş yıl daha şirketle rekabet yasağı öngörülememelidir. Zira şirketten ayrılan üyenin, ayrıldıktan önce öğrenmiş olduğu şirket sırları kural olarak belli bir süre sonra güncelliğini kaybetmekte ve bu nedenle bunların şirkete zarar verme tehlikesi sona ermektedir. Borçlar Kanununun 20. maddesinin 2. fıkrasına göre, bir sözleşmenin hukuka, ahlaka aykırı olan veya imkânsız olan hükümlerinin varlığı, diğer hükümlerin geçerli olmasını etkilemiyorsa sadece o kısım hükümsüz sayılır. Örneğin iki yıllık bir süre yeterli iken üç yıllık bir süre için rekabet yasağı öngörülmüşse, rekabet yasağı tamamen geçersiz olmaz, iki yıllık rekabet yasağı geçerli olmaya devam eder.   

      

Rekabet yasağının süresi, yasağın kapsamı ve geçerli olduğu yer ile birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin konu itibariyle son derece dar bir alana münhasır ve dar bir bölge için geçerli olacak rekabet yasağı, iki yıldan daha fazla bir süre için de öngörülebilir. Buna karşılık yer ve kapsamı geniş olan bir rekabet yasağı için iki yıllık bir süre, uzun bir süre olarak kabul edilmelidir. 

     

Rekabet yasağının süresinin tespitinde yönetim kurulu üyesinin yaşı, şirketteki hizmet süresi, üyelik görevi karşılığında aldığı ücret miktarı, emekli aylığı ve şirketle rekabet  yapamamasından doğan zararı için kararlaştırılan bedel  de dikkate alınmalıdır. 

        

Şirket ana sözleşmesinde yazılı olmayan konular, rekabet yasağı kapsamı dışındadır. Ayrıca ana sözleşmede yazılı olmakla beraber, şirketin fiilen uğraşmadığı ticarî işlerin şirketten ayrılan üyeler tarafından yapılması da yasak kapsamı dışında mütalâa edilmelidir. Aksine bir hüküm, RKHK’nın 4/I. maddesine aykırılık teşkil eder. Zira, rekabet yasağının amacı, şirketin iş sırlarını yakından bilmek durumunda olan kimselerin, edindiği bilgileri kullanmak suretiyle, kendisi ya da başkasına çıkar sağlayarak şirkete zarar vermelerini önlemek olduğuna göre, şirketin fiilen ilgilenmediği alanlarda yapılacak muamelelerin şirkete zarar vermesi söz konusu olmaz. Aynı şekilde şirketten ayrılan üyelerin şirketin faaliyet gösterdiği yer ve müşteri çevresi ile hiçbir ilgisi bulunmayan başka bir yerde aynı ticaret dalında faaliyet göstermesi yasaklanamaz.

       

Örneğin Kırıkkale’de otel işleten ve başka bir şubesi de olmayan bir şirketten ayrılan üye, Elazığ’da otel işletmeciliği yapabilir. Zira şirket menfaatlerinin şirketin faaliyet gösterdiği çevre dışında tehlikeye maruz kalması söz konusu olamaz. Buna karşılık örneğin Avrupa’nın bütün ülkelerinde rekabet halinde bulunan bir şirketin, şirketten ayrılan üyelerine, Avrupa’nın bütün ülkelerinde şirketle rekabet etmelerini yasaklamasında haklı menfaati bulunmaktadır.

       

Yukarıda belirttiğimiz sınırları aşan bir rekabet yasağı geçersizdir. Ayrıca daha önce geçerli olan bir rekabet yasağı, belli bir süre sonra, şirketin konusunda veya faaliyet gösterdiği yerde değişiklik söz konusu olduğunda ya da şirketten ayrılan üyenin sahip olduğu şirket sırları güncelliğini yitirdiğinde, geçersiz kabul edilmelidir. Bu gibi durumlarda, üyenin rekabet yasağının devamında şirketin haklı bir menfaatinin olduğu söylenemez. Zira bu gibi durumlarda şirket sırlarının kullanılması ve dolayısıyla şirketin zarar görmesi ihtimali söz konusu olamaz.  Menfî içerikli edimlerde borçlunun ekonomik alandaki hareket özgürlüğünü sınırlayan sözleşmeler, alacaklının menfaati haklı gösterdiği ölçüde geçerlidir. BK m. 352 f. 1 uyarınca, işverenin önemli bir menfaatinin kalmaması halinde, rekabet yasağı hükümden düşer.

2.  Yasağın BK m. 19/II ve 20/I’e Göre Sınırları

          

Anayasamızın 48/I. maddesi uyarınca herkes dilediği alanda çalışma, sözleşme yapma ve özel teşebbüsler kurma özgürlüğüne sahiptir. Aynı şekilde BK’nın 19/I. maddesine göre, bir sözleşmenin konusu, kanunun gösterdiği sınır dairesinde, serbestçe tayin olunabilir.  BK 19/II ve 20/I maddelerinde ise, bir akdin konusunun imkânsız, hukuka, kişilik haklarına ve ahlâka aykırı olamayacağı belirtilerek, sözleşme hürriyetinin sınırları belirlenmiştir.  Anayasamızın ve Borçlar Kanunumuzun yukarıdaki hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, şirketin korunmaya değer haklı menfaatlerine hizmet etmeyen ve süre, yer ve konusu açısından şirketten ayrılan üyelerin mesleklerinin icrasını veya ticaret yapma imkânını aşırı derecede güçleştiren rekabet yasağının geçerli olamayacağı sonucuna varılabilir. Şirketten ayrılan üyelerden bundan böyle hiçbir şekilde faaliyette bulunmamayı istemek, örneğin onlara, bir işletmede işçi olarak bağımlı statüde çalışmayı veya başka bir şirkette sınırlı sorumlu ortaklığı yasaklamak, BK m. 19/II ve 20/I hükümlerine göre ahlâka aykırılık teşkil eder ve bâtıl sayılır.

     

Yine şirketin faaliyet alanı dışındaki bir alanda rekabet yasağı kararlaştırılamaz. Böyle bir yasak, şirketin zararına olmayan faaliyetlerin, şirketten ayrılan üyelere kapatılması sonucunu doğurur. Çünkü bu alanda şirketten ayrılan üyelerin şirkete karşı rekabetinden söz etmek mümkün değildir.

      

Dikkate alınması gereken bir diğer nokta da, rekabet yasağında bir karşı edimin kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı ve bunun yüksekliğidir. Üyenin şirketten ayrıldıktan sonra şirketle rekabet yapamamasından doğan zararı için bir  karşı edim kararlaştırılmış ise, bu  durum şirketten ayrılan üyenin iktisadî geleceğine yönelen tehlikeyi büyük ölçüde azaltacağından, şirketin onun için daha kapsamlı bir rekabet yasağı öngörmesini haklı kılar.

Ayşegül GÜLTEKİN
URTEB-2006